Çuval ve Apo - Pensilvenyalı Paslaşması

Irak’ın kuzeyinde Türk askerinin başına çuval geçirilme tarihini bir tarafa not edin.

Bu tarih ülkemizin kaderinde bir dönüm noktasıdır. Siyasi ve askeri olarak ülkemizin vereceği cevap Türkiye’nin geleceği açısından çok önemliydi. Maalesef resmi olarak hiçbir tepki verilmedi. Bırakın cevap vermeyi ABD gücenir diye olacak doğru dürüst bir cevap bile verilmedi.

İşte bu olaydan sonra ülkemizde dış mihraklı operasyonlar hız kazandı. Çuvalların sayısı arttı da arttı. Artık çuvallarla yaşamak sıradanlaştı.

Çuvalın Ebatı Büyütüldü

Apo ile yapılan görüşmeler bu defa devlet çapında bir çuval geçirme operasyonudur. Irak’taki çuval hadisesinin yeni bir boyutta gündeme gelmesidir. Görüyoruz ki, iktidarın yanında muhalefet de ülkemizin başına geçirilen çuval karşısında bırakın karşı çıkmayı biz de bu çuvalın içine girelim telaşesi içerisinde. Bazıları da ben karşıyım ama ne yapalım, çuval o kadar büyük ki, bizim de başımıza geçmiş diyerek, yan cebime koy edebiyatı yapıyor.

Nasıl ilk çuval hadisesinden sonra artçı dalgalar geldi, bu çuvaldan sonra da benzer şiddetle artçı dalgalar takip edecektir.

Peki, bu çuval hadiseleri ne zamana kadar devam edecektir?

Rumeli’den sonra Anadolu’yu da veda mı?

Cevap açık. Hristiyan batı dünyası, Müslüman Türkü Avrupa ve batı topraklarında görmek istemiyor.

Rumeli’ye veda edeli tam 100 sene oldu; şimdi de Anadolu’dan bizi kovmak istiyorlar. Milli mücadele yıllarında güçleri yetmedi ama böl parçala yut taktikleri ile epey mesafe kat ettiler. Biz bu senaryoyu İspanya Endülüs devletinde de gördük, Yugoslavya’nın parçalanması sürecinde de gördük, Rumeli’ye veda ederken de gördük, şimdi de görüyoruz.

Hadi iktidarı elinde tutanları anladık, peki milletimize ne oluyor?

Suçu hükümete yüklemek bir kolaycılıktır, başını kuma gömmektir. Adama sormazlar mı bu hükümet gökten zembille mi indi diye. Bu yönetime imkân veren güç sağlayan sen değil misin? Herkes yaptıklarından mesuldür.

ABD Destek Güçlerini Sahaya Sürüyor

Apo ile müzakere sürecinde hükümet oldukça sıkışmış olacak ki, basın - yayın ve din adamı kılığındaki zevattan da destekler gelmeye başladı.

Yandaş medya Apo ile anlaşınca çocuğumuz ölmeyecek diyor. Bilmiyor ki, batılıya sığındığında, batı şark projesini devreye koyacaktır. Anadolu’yu terk et diyecektir. Yeni bir terör tezgâhıyla, hem de en yakın olduğun devletlerle seni karşı karşıya getirecek, ülkemizi harabeye çevirecek, yuvalarımızı virane yapacak, insanlarımızın toptan ölümüne yol açacaktır.

Pensilvenyalı Yine El Öpüyor

Pensilvenyalı yine konuştu. Diyor ki Apo'nun eli de öpülür eteği de öpülür. Doğrudur, papanın elini öpenler niçin Apo'nun elini öpmesin ki. Zaten kendilerinden daha farklı bir yaklaşım da beklemek abesle iştigal olurdu. Aksi halde Pensilvenya onu niçin besleyip büyütsün ki. Değil mi İsrail çocukları için ağıt yakan bu konuşan, Müslümanların çocukları için, namusu kirletilen kadınlarımız için hiç mi hiç sesi çıkmıyor. Korkuyorlar milletin uyanmasından fena korkuyorlar; uyusun da büyüsün ninniyi söylüyorlar.

Haydar Baş’tan niçin rahatsız oluyorlar

Ülkemizdeki Suriye için kurulan tezgâh bozulduğu için fena halde içerlemiş durumda. Prof. Dr. Haydar Baş hocamıza veriyor veriştiriyorlar. Ne Şiiliğimiz bırakıyor ne de Esat yandaşlığımızı. Haydar baş hocamız hep bahseder biz İmam-ı Azam Ebu Hanife kadar, İmam Şafi kadar Şii’yiz diye. Şiilik İmam Ali efendimizi sevmek ise hocamız da Şii’dir, kadrosu da Şii’dir. Gelelim Esad’a. Esad ABD’nin oyunlarını altüst etmiştir. Topraklarında bir tane vatan hainine müsaade etmemektedir.

NATO topraklarında bakın ne yapılıyor

Bizim topraklarımıza gelince sayın başbakan NATO toprakları diye ifade etti bile. NATO kim, bir haçlı ittifakıdır. Peki, kime karşı bir organizasyon içinde yeni konsepte göre Müslüman ülkelere karşı, bir duruş içerisinde.

Peki, Türkiye bu oluşumun neresindedir. Maalesef tam göbeğindedir. Ülkemiz maalesef Müslümana karşı doğrultulan bir süngü fonksiyonu görmektedir. Sen bunu yaparsan ülkemizde çöreklenen NATO askeri de son günlerde basına intikal ettiği gibi milletimizin kutsalları ile oynar.

'Gafleti Çok Olanın Devleti Yok Olur'

Yandaş medya da boş durmuyor. Ortak hedefleri Haydar Baş. Temelsiz, mesnetsiz, iftiralarda bulunuyor. Yani güneşi balçıkla sıvamaya çalışıyor. Din simsarı, NAkitsiz kalan bu müsvedde parçaları Haydar Baş’a atış yaparak işgalcilerden alacağı nemaya odaklanmış halde.

Kurtuluş savaşı yıllarında milli kahramanlarımız nasıl mücadele verdiyse, bugünün Türkiye’sinde ki insanımız da aynı mücadeleyi vermek zorundadır. Yaşadığımız coğrafya sürekli uyanık olmamızı gerektiren bir coğrafyadır.

Unutmamak gerekir ki 'gafleti çok olanın devleti yok olur.'

Op. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi