Yeni Dünya Düzeni: Arka Bahçeler Çağı
Bugün dünyada yaşanan krizlerin merkezinde artık “hak”, “hukuk” ya da “insanlık” yoktur. Merkezde yalnızca nüfus alanları, etki sahaları ve paylaşım kavgası vardır. Küresel sistem, devletlere şu açık mesajı vermektedir:
“Ya bir blok seçeceksin, ya da bedelini ödeyeceksin.”
Venezuela’dan Ukrayna’ya, Ortadoğu’dan Asya-Pasifik’e uzanan gerilim hattı tek bir kavramla açıklanabilir: arka bahçeler siyaseti. ABD’nin “Benim kıtam bana aittir” anlayışıyla Rusya’nın “Ukrayna NATO’ya giremez” söylemi, özünde aynı zihniyetin ürünüdür. Büyük güçler, dünyayı egemenlik alanlarına ayırmakta; küçük ve orta ölçekli devletleri ise bu paylaşımın nesnesi hâline getirmektedir.
Bu tablonun merkezinde yer alan yapı ise Birleşmiş Milletler’dir. Ancak acı bir gerçek vardır: Birleşmiş Milletler, kuruluş felsefesi itibarıyla hiçbir zaman gerçek anlamda küresel adaletin temsilcisi olmamıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan bu yapı, esasen savaşın galiplerinin kendi hegemonyalarını sürdürme girişimidir. Güvenlik Konseyi ve veto sistemi, adalet üretmek için değil; galiplerin çıkarlarını muhafaza etmek için tasarlanmıştır.
Bugün gelinen noktada sorun daha da derinleşmiştir. Artık mesele yalnızca galiplerin mağlup üzerindeki tahakkümü değildir. Galipler, kendi aralarında dünyayı paylaşamaz hâle gelmiştir. Birleşmiş Milletler’in işlevsizliği, bu güç kavgasının açık bir sonucudur. Veto mekanizmasının kilitlediği her kriz, sistemin çözülüşünü hızlandırmaktadır. Bu, hayra alamet değildir. Tarih bize göstermiştir ki, büyük güçlerin paylaşım kavgası derinleştiğinde, bunun adı çoğu zaman yeni bir dünya savaşı olur.
Günümüzü önceki dönemlerden ayıran en önemli fark, savaşın biçimidir. Doğrudan cephe savaşları yerine vekâlet savaşları, siber mücadeleler ve teknolojik hazırlıklar öne çıkmaktadır. Bu bağlamda Çin’in attığı adımlar dikkatle okunmalıdır. Çin, teknolojinin “sıfır noktasına” dönebileceği, yani dijital altyapıların tamamen devre dışı kalabileceği bir senaryoya karşı hazırlık yapmaktadır. Posta güvercinlerinden oluşan, özel olarak eğitilmiş haberleşme sistemleri bunun sembolik ama son derece çarpıcı bir göstergesidir. Bu, “savaş her an olabilir” öngörüsünün somut karşılığıdır.
Böylesi bir tabloda Türkiye’nin konumu hayati önemdedir. Türkiye, bu paylaşım savaşlarında fillerin tepiştiği saha olmamalıdır. Ne bir arka bahçe, ne de bir tampon bölge olmayı kabul edebilir. Bu noktada pusula nettir: Mustafa Kemal Atatürk’ün “tam bağımsızlık” duruşu. Atatürk’ün tam bağımsızlık anlayışı; siyasette, ekonomide, savunmada ve dış politikada hiçbir gücün tahakkümünü kabul etmemek demektir.
Bu tarihsel çizgiyi günümüz şartlarında tez ve projelerle yeniden gündeme taşıyan isim ise Prof. Dr. Haydar Baş olmuştur. Milli Ekonomi Modeli ve devlet merkezli kalkınma anlayışı, Türkiye’nin küresel paylaşım kavgasında edilgen değil, özne olabilmesi için ortaya konmuş stratejik bir çerçevedir. Bağımsız ekonomi olmadan bağımsız siyaset olmaz; bağımsız siyaset olmadan da bağımsız devlet ayakta kalamaz.
Sonuç olarak dünya, adalet merkezli bir düzen kurmaktan hızla uzaklaşmaktadır. Büyük güçler arasında derinleşen paylaşım kavgası, uluslararası kurumları işlevsizleştirmekte ve insanlığı yeni felaketlere sürüklemektedir. Türkiye’nin bu tabloda kurtuluşu, bloklar arasında savrulmak değil; tam bağımsızlık ekseninde kendi yolunu kararlılıkla yürümektir.
Şunu artık açıkça ifade etmek gerekir:
Yeni dünya düzeni, adalet üzerine değil; paylaşım kavgası üzerine kuruludur.
İşlemlerimiz
drahmethkepekci
drahmethkepekci
drahmethkepekci
0549 620 00 34
drahmethkepekci